Bugün, "sizin işiniz de zor be abi" geyiğini yakından tanıma şerefine nail oldum. Gerçekten! Bugün, bana, "sizin işiniz de zor be abla" dendi. Söylediler bunu bana. Sizin işiniz de zor be abla...
***
"Hanımlar ayakta dururken ben oturamam" diyen beyamcaya, kendisine yer verilince "kızım yakın mı ineceğin yer? otursaydın sen" diyen hanımefendiye selam olsun buralardan. Bütün büyüklerimiz böyle olsa yahu, ya da en azından ben yaşlanınca böyle olabileyim.
***
Bana pek bir gelip gitmeye başladılar bu aralar. Ya her şey iyi, ama ben kötü gitmesi beklentisiyle kötüye yoruyorum her şeyi. Ya da her şey gerçekten aklıma gelen en kötü ihtimaller gibi ve ben yine yıkıma yakın bir yerlerde geziyorum. Kısfmet. İyi olsun ama, lütfen.
Haziran 28, 2008
Haziran 17, 2008
Niye ki yani? 'Aşık olmak istemeyen kadın'dan bahsetmişken tam, "acaba?" diye inceden bir şüphe düşüyor insanın içine.
Eehm... O değil de, aslında istemediğimiz pek çok şeyi yapıyoruz biz. Örneğin; ben istemediğim halde yumurta yiyorum bazen. İstemediğim halde çay içiyorum, isteyerek içtiğim de oluyor tabii. Hiç istemediğim halde, uykusuz kalıyorum. Çünkü ne kadar yorgun olursam olayım, erken uyumayı kabul etmiyor bünyem. O gün gitmek istemesem de işe gidiyorum bazı günler. Sigara içiyorum, nefret etsem de. (Ama bu arada, sigarayı kalıcı olarak bırakmamı sağlayacak yegane itici gücün ne olduğunu keşfettim. Zaman gösterecek o gücün çekim alanına girip giremeyeceğimi...)
Bakalım hayaller gerçek oluyor mu...
Eehm... O değil de, aslında istemediğimiz pek çok şeyi yapıyoruz biz. Örneğin; ben istemediğim halde yumurta yiyorum bazen. İstemediğim halde çay içiyorum, isteyerek içtiğim de oluyor tabii. Hiç istemediğim halde, uykusuz kalıyorum. Çünkü ne kadar yorgun olursam olayım, erken uyumayı kabul etmiyor bünyem. O gün gitmek istemesem de işe gidiyorum bazı günler. Sigara içiyorum, nefret etsem de. (Ama bu arada, sigarayı kalıcı olarak bırakmamı sağlayacak yegane itici gücün ne olduğunu keşfettim. Zaman gösterecek o gücün çekim alanına girip giremeyeceğimi...)
Bakalım hayaller gerçek oluyor mu...
posted by settie at 12:27 AM 0 comments links to this post
Nisan 27, 2008
Aşık olmak istemeyen kadın
Yine kaynağımızı ekşi sözlükten alalım. Böyle bir başlık açılmış taa 2001 yılında. Şimdi hatırladım da, o tarihte gayet aşıktım ben. Neyse efendim, geçmişe dönüp de anıları hatırlamaya başlarsam içinden çıkamam. Aşık olmak istemeyen kadına gelelim.
Bir kadın neden aşık olmak istemez? Üzülmekten korkuyor olabilir belki, ya da "nasıl olsa bitecek" diyordur. Üzülmekten korkmak gereksiz aslında. Çünkü ne kadar üzülsek de, atlatmayı başarıyor beynimiz. Bir gün, bir bakıyoruz ki o üzüntünün izi bile kalmamış. "Nasıl olsa bitecek"in karşısına ise, "ya bitmezse" sorusuyla çıkabiliriz. Ancak hem o kadının tecrübeleri; hem duydukları, gördükleri yeterli kanıttır. Nasıl olsa bitecektir işte.
Benim esas üstünde durmak istediğim nokta ise, aşık olmak istemeyen kadının nasıl davranacağı. Aşk konusunda tarafsız duran bir kadın, etrafında hoşlandığı biri olduğunda ona yaklaşır, tanımaya çalışır ve bu tanışıklığın gidişine göre gelişir ya ilişki; işte bu noktada kadın "aşık olmak istemeyen" ise şöyle bir şey olacaktır. Kadın, çevredeki herhangi birini çekici bulur. Biraz yaklaşır, tanımaya başlar. Ama burada amaç çok başkadır. Kadın bu adamı tanırken olumsuz bir nokta yakalamak için (bilinçli ya da bilinçsiz) bir çaba içine girer ve mutlaka bulur o aradığı olumsuzluğu. Sonrası malum, gönül rahatlığıyla uzaklaşır kadın. Ola ki, hiçbir olumsuz yön bulamayacaktır; kadın bunu fark eder, hiç yaklaşmaz.
Aşık olmak istemeyen kadın, zekidir. ;)
Yine kaynağımızı ekşi sözlükten alalım. Böyle bir başlık açılmış taa 2001 yılında. Şimdi hatırladım da, o tarihte gayet aşıktım ben. Neyse efendim, geçmişe dönüp de anıları hatırlamaya başlarsam içinden çıkamam. Aşık olmak istemeyen kadına gelelim.
Bir kadın neden aşık olmak istemez? Üzülmekten korkuyor olabilir belki, ya da "nasıl olsa bitecek" diyordur. Üzülmekten korkmak gereksiz aslında. Çünkü ne kadar üzülsek de, atlatmayı başarıyor beynimiz. Bir gün, bir bakıyoruz ki o üzüntünün izi bile kalmamış. "Nasıl olsa bitecek"in karşısına ise, "ya bitmezse" sorusuyla çıkabiliriz. Ancak hem o kadının tecrübeleri; hem duydukları, gördükleri yeterli kanıttır. Nasıl olsa bitecektir işte.
Benim esas üstünde durmak istediğim nokta ise, aşık olmak istemeyen kadının nasıl davranacağı. Aşk konusunda tarafsız duran bir kadın, etrafında hoşlandığı biri olduğunda ona yaklaşır, tanımaya çalışır ve bu tanışıklığın gidişine göre gelişir ya ilişki; işte bu noktada kadın "aşık olmak istemeyen" ise şöyle bir şey olacaktır. Kadın, çevredeki herhangi birini çekici bulur. Biraz yaklaşır, tanımaya başlar. Ama burada amaç çok başkadır. Kadın bu adamı tanırken olumsuz bir nokta yakalamak için (bilinçli ya da bilinçsiz) bir çaba içine girer ve mutlaka bulur o aradığı olumsuzluğu. Sonrası malum, gönül rahatlığıyla uzaklaşır kadın. Ola ki, hiçbir olumsuz yön bulamayacaktır; kadın bunu fark eder, hiç yaklaşmaz.
Aşık olmak istemeyen kadın, zekidir. ;)
posted by settie at 5:05 PM 2 comments links to this post
Nisan 22, 2008
Stanislaw Lem, sadece bir sene sonra da Arthur C. Clarke. R.I.P.
posted by settie at 9:26 PM 0 comments links to this post
Mart 14, 2008
Bu şehrin pek çok yerinde, uzaktan da olsa görebiliyorum denizi. Çoğunlukla mavi... Bulutlu günlerde grileşiyor. Ancak her koşulda, bu devasa su kütlesinin ruh halime katkısı inanılmaz! Diğer yanda ise dağlar var. Dağların görüntüsü her gün değişiyor. Havanın nemliliğine, bulutların yüksekliğine; ve sanırım benim o anki düşüncelerime göre başka bir renk sunuyor dağlar bana! "Acaba..." diyorum, "Kafkasya'dan sürülen atalarımın Elbruz'a duyduğu hasret mi işlemiş genlerime?" Ama, düşünüyorum da; bu, yazıyı lirik bir yöne çekmek için nafile bir çaba olmaktan öteye geçmiyor.
Çok sevdiğim Eskişehir'den -koca bir bozkırın ortasından- böyle bir doğa harikasına gelmek şaşkına çevirdi beni. Üstelik acımasızca çevreyi ele geçiren devasa tuğla yığınlarına rağmen... Sabah evden çıktığımda dağlara bakıyorum, "inanılmaz!" diye mırıldanıyorum kendi kendime. Üst geçitten geçerken deniz ilişiyor görüme, gülümsüyorum.
Velhasıl, ne kadar "çarpık" yapılanmış olursa olsun; dağları, denizi gördüğüm sürece gülümseyebiliyorum bu şehirde.
Çok sevdiğim Eskişehir'den -koca bir bozkırın ortasından- böyle bir doğa harikasına gelmek şaşkına çevirdi beni. Üstelik acımasızca çevreyi ele geçiren devasa tuğla yığınlarına rağmen... Sabah evden çıktığımda dağlara bakıyorum, "inanılmaz!" diye mırıldanıyorum kendi kendime. Üst geçitten geçerken deniz ilişiyor görüme, gülümsüyorum.
Velhasıl, ne kadar "çarpık" yapılanmış olursa olsun; dağları, denizi gördüğüm sürece gülümseyebiliyorum bu şehirde.
posted by settie at 9:16 PM 0 comments links to this post
