Aralık 31, 2006

Yeni yil  

Bayram gelmiş, neyime? Son birkaç bayramdır, bunu hep söyledim zaten. Ama bu sene bayram yılbaşıyla çarpıştı, çifte trajedi oldu. Yılbaşı gelmiş, neyime?

Her sene, yılbaşı yaklaşırken heyecanlanırdım. En azından, “ne yapıyoruz bu yılbaşı?” telaşı olurdu, “kimin evi müsait, kim neler getiriyor, erkekler içecekleri alsın unutmayın.” Eh, yeni yıl ile bayramın ilk günü çarpışınca programlar hikaye oldu… Ben de fark ettim ki, elimde bekleyeceğim başka hiçbir şey yokmuş. Yeni yıldan ne sağlık bekliyorum, ne para, ne aşk. Zaten bunları yeni yıldan beklemek için önce gazetelerin astroloji eklerini okumam lazım sanırım. “Sevgili Boğa, 2007’de dönem dönem çöküşler yaşasan da genel olarak çok keyifli bir yıl seni bekliyor... Aşk, sağlık ve para falların için önümüzdeki üç gün boyunca gazetemizi almayı unutma!” Yapma canım, yapma arkadaşım.

Peki, bu en basit istekler bile yoksa içimde, ne bekliyorum 2007’den? İnsanlar hem bu gece için, hem bütün bir yıl için plan yaparken; ben neden marketten cips almakla ve uzaktan kumandamın pillerini kontrol etmekle yetiniyorum? Eh, çünkü her sene olduğu gibi gerçekleşmeyecek hayaller kurmak, yerine getiremeyeceğim sözler vermek istemiyorum.

“Bu sene istediğim bölümü kazanacağım. Olmazsa süper bir iş bulacağım. Harika bir ilişkim olacak bu yıl, sadece bu yılla sınırlı kalmayacak. Aile ilişkilerimi düzelteceğim. İhmal ettiğim arkadaşlarımı arayacağım, gönüllerini alacağım. Daha az televizyon seyredeceğim. Birikmiş kitaplarımın hepsini okuyana kadar yeni kitap almayacağım. Yemeğime dikkat edip kilo vereceğim. Spor yapmayı ihmal etmeyeceğim. Bol bol temiz hava alacağım. Her mevsimin tadını çıkaracağım. Bilgisayar başında saatlerimi öldürmeyeceğim. Bik bik bik…” Hadi canım sen de!

İyi yıllar!



posted by settie at 1:35 PM  0 comments   links to this post

Aralık 22, 2006

Emre: (Buraya rasgele bir soru giriyoruz)
Seti: Hayır!
Emre: O zaman niye sesin titredi?
Seti: Sesim mi... Aman canım ne alakası var. Hayır dedim ya. Bak bir daha sor!
Emre: (Aynı soruyu buraya ekliyoruz)
Seti: (Olabildiğince sakin) Yoo...
Emre: Yine titredi...
Seti: Gelme üstüme!

Emrecim, gelme üstüme! O kadar basit bir soruya doğru cevap verememek ne fenaymış. Kimden, neyi, niye saklıyorum bilmem. Boş ver be, bırak saklı kalsın. Şimdilik... Sonra? Bakarız. Hem, en azından, bu kadar sustuktan sonra biriyle paylaştım. Bu da bir şey değil mi? (Emre onaylasana, sana anlattım ya işte!)

Emre'nin de işi yok, bunları okuyacak da, onaylayacak. Konu dağılıyor. Yani, diyeceğim şu ki, ben bu kadar korkak değildim. Hatırlıyorum üstelik o zamanları. Yüksek sesle "evet öyle!" diyebildiğim, cesur olduğum zamanlar vardı. Nerden çıktı şimdi bu korku?

Cevap veriyorum, evet.
(Ne de olsa önemli olan soru değil, cevap.)

Boş ve anlamsız monolog saatimiz burada sona erdi. Herhangi bir gün, herhangi bir saatte görüşmek üzere, hoş kalın.



posted by settie at 2:20 AM  0 comments   links to this post

Aralık 11, 2006

Ona takılıyordu gözleri durmadan. Çok mu güzeldi? Hayır, aslında güzel bile sayılmazdı. Çok mu sevimliydi? O asık suratla mümkün değil. O halde, neden etrafındaki diğerlerine değil, sadece ona takılıyordu gözleri? Önce, onu ilk gördüğünde dikkatini çektiğini düşündü. o yüzden olmalıydı. Sonra, kabul etti, bir çekiciliği vardı tabii; ama esas neden başkaydı. Bütün o diğerlerinin içinde, kendisini dikkate almayan sadece oydu, ya da bizimkine öyle geliyordu, kim bilir? Bu nedenle bakışları hep onu takip etmiyor muydu? "Bana bakıyor mu? Benim burada olduğumun farkında mı?" Saçmaydı tabii :)

***

Neden, en gereksiz zamanda yapılan kekler hep mükemmel biçimde kabarır da; özene bezene yapılan kek yamru yumru bir şey olur? Üstelik fırında unutulur, yanar. Vs. Gıcık.

***

Eğer hayatımız kısa olursa
Bırak ünümüz çok olsun
Gerçeğin yolundan ayrılmayalım
Adalet yolumuz olsun
Özgürce yaşayalım

(alıntı: Sosyomat.com/Nart)

***

Lazlo Bane'in Superman şarkısında şöyle bir şey geçiyor:

You've crossed the finish line
Won the race but lost your mind
Was it worth it after all?

güzel demişler şüphesiz.

***

Yahu, ne sıkıcı bir akşam bu akşam... Kafamı toparlayıp iki cümle bile yazamıyorum şuna bak, ordan burdan alıntıladım, deviantArt'a journal yazıyorum sanki. Şuraya bir de anathema'dan şarkı sözü atsam tam olacak. Gerçi onun yerine Lazlo Bane şeyettik değil mi?

***

Bir kuzenim daha gitti askere. Büyüyor olduğumu ancak böyle anlıyorum ben. Arkadaşlarım/kuzenlerim askere gidiyor, sözleniyor, nişanlanıyor. Bir tanesi kucağında çocuğuyla karşıma çıkıyor, ben Köprübaşı'nın orta yerinde bayılacak gibi oluyorum. Sonuç olarak, yaşıtlarım büyüdükçe ben daha beter çocuklaşıyorum. Durmadan aldığım Kinder Sürprizler, arasıra gizlice eve soktuğum pamuk şekerler, sepet dolusu peluş oyuncak süreci durdurmasa da yavaşlatıyor en azından. Bir gün, bakıcam ki etrafımda bir sürü çoluk çocuk, teyze hala falan diyecekler bana. Ben de kendilerine "çocuğum çok yedin artık yemeğe kadar çikolata yok sana" demeyi planlıyorum. Ben de çikolata istiyorum!
Oeh.


posted by settie at 3:11 AM  0 comments   links to this post

Aralık 03, 2006

"The show must go on" demiş çok kıymetli showbiz insanları. Ne olursa olsun, sahneye çıktığın an hepsi geride kalmalı. Bunu bana kim, ne zaman, neden öğretti bilmiyorum. Ama kulisten sahneye, odamın güvenli duvarlarından dış dünyaya adım attığım an gösteri başlıyor. Ağlamalarım, yakınmalarım, hatta sinirim, nefretim şu dört duvarın arasında yaşıyor, kapımı açtığım an içeri saklanıyorlar. Biliyorum, kendini göstermek için fırsat kolluyor zayıf tarafım. Ben, öte yandan, bastırıyorum elimden geldiğinde. Çünkü, show must go on. Çünkü, zayıflığımı kimse görmemeli. Bu odadan yüzümde öyle bir gülücükle çıkmalıyım ki, gerekirse en yakınlarımı bile kandırabilsin. Bugün yine aynı şeyi yapacağım. Kıramadığım bir zincirim var benim. Her halkası ayrı ayrı yakıyor canımı. Ama sabah ilk adımımı atarken, acının zerresi olmayacak yüzümde. Bir zamanlar, sahnede yapılabilecek yanlışlardan bahsederken şöyle demişti Kubilay Abi: "hiç bozuntuya vermeden devam edin, seyirci sizin hata yaptığınızı anlamaz." Bu da öyle bir şey işte... Bozuntuya vermiyorum ki, seyirci hata yaptığımı anlamasın. Ağır geliyor bazen. Olsun, ben böyle savunuyorum kendimi.

Günün çalışması, Angellife'dan geliyor: Gideceğim günün hayali


posted by settie at 12:38 AM  0 comments   links to this post

Aralık 02, 2006

zaman  

Ne kadar çok zaman geçmiş buraya yazmayalı... Neler yazdığımı bile unutmuşum hatta. Kalp kıranlar, kalbi kırılanlar, kalbi kırılıp da telafi edilemeyenler. "Yakın" arkadaşlarımdan bahsetmişim en son. Durumun değişmediğini belirtmemde kime ne fayda var bilmiyorum. Yazmam gereken o kadar çok şey vardı ki! Ama setenay.info kapalıyken yazmadım hiç, şimdi de unuttum gitti zaten. "Madem canın yazmak istiyordu, site neden kapalıydı?" Tamamen benim dışımda gelişen nedenlerle sitenin serverında sorun yaşadık. Bunun yerine ayarları değiştirip tekrar blogger.com üzerinden yazabilirdim. Onunla uğraşmak için ise gerekli bilgi birikimi ve enerjiye sahip değildim. :) Nihayet dün sevgili Matthew siteyi halletti, ben de tekrar yazabiliyorum.
Öyle yani... Uykum yok. Yine.


posted by settie at 2:19 AM  0 comments   links to this post