Mart 02, 2007

"Kış bitsin. Yaz gelsin artık. Yeter. Bıktım." diye homurdanıp dururken bir de baktım şubat bitiyor. 'Şubat bitiyorsa yaz gelmedi ya' demeyin. Benim için 1 Mart yaz mevsiminin resmi başlangıç tarihi. 30 Kasım da resmi bitiş tarihi, evet. Dokuz ay yaz, üç ay kış... Geri kalanına gerek yok.

Güle güle paltolar, atkılar, kalın çoraplar, kazaklar, bereler, eldivenler. Hoş geldin yaz!

Gerçi, Eskişehir'de yaşadığımın farkındayım. Dolayısı ile her an kar yağmasını, sıcaklığın yine sıfırın altına düşmesini bekliyorum. Ama artık yaz psikolojisine girebilirim. Neşeli, hafif, sıcak...

Yaz mevsimi hep daha güzeldir nedense. Daha iyi haberler getirir. Her şey daha güzel gözükür parlak güneşin altında. Kış gibi soğuk, ciddi değildir. Neşelidir yaz; hatta biraz fırlamadır.

...

Ama... Yaz geliyor olsa da, sıkılıyorum. Her zaman, her şeyden çabuk sıkılırdım zaten. Ama artık daha beter sanki. Kitap okuyamıyorum; başlayıp yarım bıraktığım birsürü kitap birikti. Resim çizemiyorum; on dakika içinde kalemlerden yükselen koku midemi bulandırıyor. Film izleyemiyorum; filmin yarısına gelmeden daralıyorum. Fotoğraf bile çekemiyorum, biri istemediği sürece. Uyanık olduğum saatlerin yarısını bilgisayar karşısında geçiriyorum; ve bu sürenin yarısını da ekrana boş boş bakarak geçiriyorum: "Ne yapsam acaba?" Birkaç hoşsohbet arkadaşım var neyse ki. Onlardan biri msn'deyse geçiyor vakit, oradan buradan konuşurken. Gerçi, konuşurken de kilitleniyorum bazen; söyleyecek söz bulamıyorum.

Emekli memleketi Salihleraltı'nı ne kadar özlüyorum şimdi. Orada üç gün geçirsem kendime gelirdim. Sabahın soğuk, sakin denizi; fotoğraf makinam, kitabım, bir de müziğim. Ama müziğin sesi kısık olmalı ki, denizi bastırmasın.

Yakın zamanda Eskişehir içi bir sakinleşme turu düzenlemem lazım kendime. Japon Bahçesi mesela... Anadolu Üniversitesi'ni arkamda bırakmadan önce, ne zaman keyifsiz olsam Japon Bahçesi'ne giderdim. Kocaman gövdeli bir ağacın altına oturup yazı yazardım, resim çizerdim; hiçbirini yapmazsam başımı ağaca yaslayıp öylece etrafa bakardım.
Evet evet, bunu yeniden yapmak lazım.


posted by settie at 1:31 AM 

1 Comments:

Anonymous Adsız said...

insanlar ne kadar farklı.. yaz mesela..evet daha neşelidir ve evet fırlamadır hatta. güneş ışıklarının mood üzerine etkisi de bilimsel bir gerçek ayrıca. ama işte size iyi gelen yaz benim için hep saklı bir hüzün, üzeri örtülmüş bir yalnızlık nedenidir. sıcak, kalabalık, kahkaha, gürültü ve herşey ama herşey abartılıdır ya yazda, onca abartının arasında yorulurum ben ve mutlaka bulurum incecik bir kırık, batan bir nokta. neyse bunca şeyi yazarak, tüm yaza methiye cümlelerinize rağmen yazınızın bütününden yayılan depresif ruh halinizi katlandırmak istemem. farklılığa değinmek istedim sadece bir taraftan da insanlar ne kadar benzer diyerek ironinin altını çizmek için. ve insanlar ne kadar benzer.. tanımlanamayan ve belki tanımlanmasından kaçılan, bazen de tarif edilmesinde hayır olmayan sıkıntıların varlığında insan çeşitli şekillerde hep aynı tepkiyi verir: yarım kalan kitaplar..yarım kalan hatta hiç başlanmamış işler.. bir türlü keyif vermeyen filmler, sohbetler.. yani ağzının tadının kaybolması insanın. daima birşeyler isteme ama ne istediğini bilmeme hali..anıları taze ve güzel ama o an gidilemeyecek yerlere ve o an ulaşılamayacak kişilere özlem.. bilirim insan egosu dehşetlidir, sıradan olmayı, ortalama olmayı istemez ama benzerlikler de farklılıklar kadar reel, onlar kadar somut. yani evrendeki tek yorgun ruh -bazen öyle sansak dahi- bizimki değil. bunu hatırlamak rahatlatabilir kısmen bünyeyi.. lafı uzattım, demem o ki bir sabah ya da gününün ritmine göre bir akşam uyanırsın ve o bir türlü bitmeyen kitap bir çırpıda okunur. mine.

2/3/07 23:45  


Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home