*Telefon titrer* 1 yeni mesaj
"Kim mesaj attı acaba?" diye bakarsın telefona; keyifli bir şeyler beklemesen de, ortalama bir şey umarsın en azından. Ne de olsa, kötü haber verecek insan basit bir mesaj yazmaz. Değil mi? Çoğunlukla yazmaz en azından... Aklına gelmez belki insanoğlunun; ama biri için sıradan bir haber olan şey, diğerini bembeyaz bir suratla en yakın sandalyeye oturmaya zorlayabilir. Bugünde iyi bir şey bulabiliyorsam, bu sadece "en azından oracıkta yere yığılmadım"dır. En azından, kimseye halimi belli etmemeyi başardım.
Rengarenk dans elbiselerinin ortasında kırmızılar buraya, yeşilleri o tarafa alalım, kaç tane tarlatan var diye bakınırken ne kadar keyifli gidiyordu akşam. Ve şimdi fark ettim de, günlüğüme yazar gibi yazmaya başladım bu sefer her şeyi. Başka kelimelerin arkasına saklanmaya gücüm yetmez çünkü. Olanları hikayeleştirmeye, serbest çağrışmaya, karakterleri değiştirmeye gücüm yok.
Seni kendimden uzaklaştıran bendim, biliyorum. Buradan gitmenin nedeni de ben miydim? Hayır, burada kalmanın nedeni bendim belki; ama gitmenin nedeni ben olmadım. Evlendin sonra. Evliliğini öğrendiğimde hiç olmadığım kadar sarhoş olduğumu, sana ait maddesel olan ne varsa hepsini yok ettiğimi hatırlıyorum. Defalarca "umarım mutludur" diye düşündüğümü de hatırlıyorum. Bugün, bir kez daha "umarım mutludur, umarım çok mutlu olur" diyebildim sadece. Sarhoş da olmadım üstelik, fırsatım yoktu.
Umarım sen, o ve doğmasını beklediğin bebeğin mutlu olursunuz. Hep.
*Kitabın son sayfası görüntüye girer, 'and they lived happily ever after' yazmaktadır süslü karakterlerle. Derinden gelen, sakin müzikle birlikte kitap kapanır. Masal biter.*
