Seti: Hayır!
Emre: O zaman niye sesin titredi?
Seti: Sesim mi... Aman canım ne alakası var. Hayır dedim ya. Bak bir daha sor!
Emre: (Aynı soruyu buraya ekliyoruz)
Seti: (Olabildiğince sakin) Yoo...
Emre: Yine titredi...
Seti: Gelme üstüme!
Emrecim, gelme üstüme! O kadar basit bir soruya doğru cevap verememek ne fenaymış. Kimden, neyi, niye saklıyorum bilmem. Boş ver be, bırak saklı kalsın. Şimdilik... Sonra? Bakarız. Hem, en azından, bu kadar sustuktan sonra biriyle paylaştım. Bu da bir şey değil mi? (Emre onaylasana, sana anlattım ya işte!)
Emre'nin de işi yok, bunları okuyacak da, onaylayacak. Konu dağılıyor. Yani, diyeceğim şu ki, ben bu kadar korkak değildim. Hatırlıyorum üstelik o zamanları. Yüksek sesle "evet öyle!" diyebildiğim, cesur olduğum zamanlar vardı. Nerden çıktı şimdi bu korku?
Cevap veriyorum, evet.
(Ne de olsa önemli olan soru değil, cevap.)
