Telefon çalar, arayan: Kerem
-Efendim Keremcim?
-Setenay nerdesin?
-Kafkas derneğinde???
-Aaa.. ben de onun bir sokak arkasındayım, bende emanetin vardı ya o yanımda; kapının önüne çıksana biraz.
Kapının önüne çıkarım, Kerem orada... Aaaa... Canberk de yanında! Sonra, kızımız çığlık atar "Hiiiii sen nerden çıktııın? Ne zaman geldin? Ne kadar burdasın? Buluşalım ama bak özlemişim ben seni. Canım beniiimmmm çok oldu mu geleli?"
E kızım bir dur, adam bir nefes alsın; hatta sen de bir nefes al, o kadar soruyu ne ara sordun. Evet evet, biz kızların böyle de bir özelliği var; heyecanlandığımızda, sevindiğimizde, üzüldüğümüzde, sinirlendiğimizde nefes almayı unutabiliyoruz. Ne yapalım, biz de böyle evrilmişiz işte, kader. Nefes almayı unutmak da kendi içinde ikiye ayrılıyor esasen. Şaşırdınız di mi? Evet.
Birinci çeşit "nefes almayı unutmak" eylemi, benim bugün yaptığım gibi gerçekleşir. Ciğerlerdeki hava tükenene kadar kesintisiz konuşulur, ve bu arada nefes tükenmeden mümkün olduğunca çok laf etmek için konuşma hızlanır... Yani, benim yukarda açılımını yazdığım replik esasında şöyledir: "hiiisennerdençıktınnezamangeldinnekadarburdasınbuluşalmamözlemişimbensenicanımbe-
niiiimmçokoldumugeleli?"
Evet, yazık.
İkinci tür "nefes almayı unutma" ise genellikle yoğun sinir ve anlık nefret anlarında ya da belki panikte ortaya çıkar. Kişi pörtlemiş gözlerle karşısına bakarken hissettiği duyguya göre bağıra çağıra konuşmak isteyip kendini tutmaya çalışmakta ya da "aha şimdi bittim ben, ne yapacam ben" diye düşünerek bir çıkış yolu aramaktadır ve bu iki durumu "ağzına sinek kaçacak" ile, "dudakları mühürlenmiş" arasındaki seçime bakarak değerlendiririz.
Peki, biz buraya nerden gelmiştik? Ah evet, canım Canberk tatile gelmiş taa Amerikalar'dan. :)
