Mayıs 24, 2006

2 Mayıs 2006, 23.52

Bugün, ekşi sözlükten alıntı yaparak başlıyoruz yazmaya...
"deli emin" yazmış, "kartal gol gol gol" başlığına (#9035844) öyle de güzel yazmış ki, alıntılamadan edemedim.

"
diğer tezahuratların aksine öncesinde,
atkıyı sıkıca boyna dolamak,montun fermuarını sonuna kadar çekmek,boğazı temizlemek,derin nefeslerle oksijen depolamak gibi bir dizi psikolojik ve fiziksel hazırlık yapıldığına inandığım tezahurattır.
aslında bu tezahurattan öte bir trans hali ve hatta kitlesel tatmin aracıdır.
kapalıyı dolduran farklı farklı sosyal gruplara dahil binlerce insan o an tüm kimliklerinden sıyrılıp boğazlarını yırtarcasına kartal gol gol goldiye bağırırlar.
dakikalarca süren bu tezahurat diğerlerine kıyasla kendi içinde de bir armoni barındırır.
dikkatlice dinleyenler farkeder ki çıkan sesin şiddetinde inişler ve çıkışlar oluşur.
bunun sebebi başta da belirttiğim gibi binlerce kişinin trans hali ve toplu hareketten kaynaklanan kitle psikolojisidir.
yorulan dinlenir,yorulmayan devam eder,biraz önce dinlenen bağırmaya başlar bu sırada biraz önce yorulmayan yorulup susmuştur.
bazıları hiç susmaz,bazıları hiç bağırmaz ancak
öyle bir an gelir ki herkes tezahurata konsantre olur.
oyundan önce kuliste ses açma egzersizlerini tamamlamış ve sahneye çıkmış birer tiyatrocu gibi bütün enerjisini o ana saklayan taraftar insan limitlerini zorlayacak düzeyde bağırırlar.

kartal gol gol gol....

sadece bağırmakla kalmaz boşluğa yumruk atarak tempo tutar,güç toplarlar.
o anda şiddet,öfke,nefret,isyan,aşk ve buna benzer bilumum asabi duygular dışa vurulur.
bu duygu yoğunluğunun ortasında futbolcuların bundan nasıl etkilendiği ise apayrı bir psikolojik zeminde tartışılmalıdır.

sonuç olarak tüm kimliklerimden sıyrılarak şunu söyleyebilirm ki
kartal gol gol gol hayatımda söylediğim en duygusal şarkıdır.
(deli emin, 29.01.2006 08:51)
"

Peki nedir bu? Beşiktaş... Futbol... Bir zamanlar hastası olup hemen her maçını izlediğim, şu aralar fazla ilgilenemediğim ama yine de hakkında bir şey okuyunca/duyunca bana ait bir şeyden bahsediliyormuş gibi hissettiğim kulüp. Komiktir futbol sevgisi, 22 kişi spor yaparken binlerce kişi izler falan... Neydi o deyiş, "futbol toplumların afyonudur." Öyle ya da böyle, Beşiktaş (taraftarı olduğunuz takıma göre ismi değiştirebilirsiniz, ben kendi adıma konuşuyorum) sevgisi bambaşka bir şeydir. Takımın galibiyetinde deliler gibi sevinip; yenilgisinde hastalanıp yatağa düşmektir mesela. Beşiktaş formasına kutsal emanet gibi davranmak, ya da kimbilir yıllar önce Faruk Amcam'ın yaptığı gibi ulslararası arama yapmak, Türkiye'deki televizyonun yayınladığı maçı Amerika'da telefondan dinlemektir.

Velhasıl... Futbol güzel şeydir.


posted by settie at 3:26 PM 

2 Comments:

Anonymous metu26 said...

Marx’ın “dinler halkların afyonudur” görüşünün değiştirilerek “futbol halkların afyonudur” şeklinde söylenmesi acaba bir tesadüf müdür? Bu söz bile futbolun 22 kişinin bir sahada spor yapmasından daha farklı bir olay olduğu, daha dikkatle incelenmesi gereken bir olgu olduğunu gösterir. Peki nedir onbinleri her hafta stadlara taşıyan, televizyonları başına kitleyen şeyin yani futbolun sırrı?
Sanırım güçlünün de güçsüzü yenebilme ihtimali, heran süprizlere açık olması futbolu bu kadar mucizevi kılıyor.. Aslında Türkiye de pek eşine rastlanamasa da Avrupada futbol bir duruşu simgeler.. Peki duruştan kastımız nedir? En basiti ve herkesce bilinen Barcelona-Real Madrid maçları.. Ezilen Katalan halkının krala karşı kazanabilme savaşıdır.. Yada İtalya da özellikle Livorno-Lazio maçları.. İtalya da solu temsil eden Livorno’nun cefakar taraftarları(ki kendileri Stalinin doğum gününü pankartlarla bir maçta kutlamışlardır) her maça orak-çekiç amblemli bayraklarla gelirken, Laziolu taraftarlar onlardan geri kalmayarak Nazi selamını tribünlere taşımışlardır..
Peki dünya da bunlar olurken Türkiye’de futbol nasıl anlaşılmaktadır? Genel anlamıyla medya tarafından Türkiye’de İstanbul ve Anadolu takımları diye bir ayrım yapılmaktadır.. İstanbul takımlarından Beşiktaş 3 takım içinde rekabete en uzak olması sebebiyle Anadoluya daha yakın olmuştur.. Son bir kaç yılda özellike Bursa ve Kocaeli takımlarının düşmesinde pay sahibi olması ile bu özelliğini kaybetmeye başlamasına rağmen Çarşı grubunun bir duruş sergilemeye çalışmasıyla sempatisini henüz kaybetmemiştir. Fenerbahçe cumhuriyet içinde cumhuriyet kurmaya çalışarak kendi ipini çekmiştir. Galatasaray ise bir lise tarafından yönetilen burjuvaziyi temsil etmektedir.
İstanbulda bunlar olurken anadolu da neler oluyor? Geçmiş yıllara bakılırsa iki takım göze çarpmaktadır. Birisi avrupayı sallayan Göztepe, ikincisi ise futbolda Anadolu devrimini gerçekleştirmiş Eskişehirspor.. Hangi kente giderseniz gidin bu takımlara sempati henüz kaybolmamıştır.. Dikkat edilirse Trabzon bu iki takımdan sonra sayılmıştır. Bunun sebebi İstanbul saltanatını yıkmalarına rağmen, İstanbul’un üç takımıyla beraber hareket ettikleri için hiçbir zaman anadoluda Eskişehirspor kadar sevilememişlerdir..
Benim anlamadığım özellikle 1982-1983 sonrası doğan bayanlar niye genellikle Beşiktaşı tutmaktadırlar? Bu sorumun cevabını umarım blog sahibi verebilecektir..

Velhasıl.. Futbol Asla Sadece Futbol Değildir...

31/5/06 14:45  


Blogger settie said...

Blog sahibinin soruya cevabı ancak kişisel olabilir.. Bu da yıllar boyunca evinde Beşiktaş maçları izleyerek büyümesi, babası tarafından getirilen karton şampiyonluk kupasına sarılarak uyumasıdır (ki kupanın tepesine konmuş bir kartal dahi vardı, çok güzeldi)
Tahmin ediyorum ki İlhan Mansız gibi faktörler de Beşiktaş'ın bayan taraftar sayısını artırmıştır bir dönem. Ama ben bilemem, ben aileden Beşiktaşlı'yım :)

31/5/06 19:31  


Yorum Gönder

Links to this post:

Bağlantı Oluştur

<< Home